
|
|
Erdoğan, Başbakanlığı Taşıyamıyor!
"Bugünlerde ülkede en zor görev Başbakanlık sözcüsü Akif Beki'de! Çünkü Başbakan'ın her gün yeni bir sözünü düzeltmek için yeni kulp aramak zorunda."
Dışişleri nerede?
ARTIK şu üç gerçeği saklamak mümkün değil:
1) Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık görevini taşıyamıyor. Her insanda olduğu gibi, baş edemediği çevre onda da stres yaratıyor, sinir sistemi her geçen gün beter bozuluyor.
2) Türkiye için yeni bir vizyon geliştiremediğinden, düşünce haritasına ilk başta yerleştirilen kavramlara geri dönüş yapıyor. Türban ve imam hatipler üzerinden Milli Görüşçüleri okşayan popülist politikalar dışında artık hiçbir söylemi yok.
3) Yakın çevresi ve sarıldığı kitleler tarafından çok rahat yönlendiriliyor.
* * *
Asli görevi milleti bütünüyle kucaklamak, kriz yönetimine sahip çıkmak, ülkeyi rahatlatmak olan Başbakan, milleti devamlı bölüyor, kriz karşısında en çok o panikliyor, ettiği kelamlar ile ülkeyi feci şekilde geriyor.
Özetle, görev tarifine giren her şeyin tersini yapıyor!
* * *
Adım gibi eminim, kurmayları her sabah "Bakalım bugün hangi sözüyle kriz yaratacak!" diye düşünerek yataktan çıkıyorlar.
Bugünlerde ülkede en zor görev Akif Beki'de! Her gün yeni bir sözünü düzeltmek için yeni kulp aramak zorunda.
* * *
Bırakalım eski gaflarını, siyasal kriz ile ekonomik krizin birbirini çarpan etkisiyle körüklediği bir haftada Başbakan neler söyledi, söyledikleri nasıl yanlış çıktı, ona bakalım:
1) Danıştay cinayetini anında Susurluk'a bağladı, Sauna çetelerinden bahsetti; ama alelacele ortaya attığı iddialar ters tepti.
Cinayetin kilit ismi olarak ortaya atılan eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin serbest bırakılınca Başbakan'ın güçlü ve yön gösteren imaları boşa düştü.
2) Merkez Bankası'na yapılan sancılı atamanın ardından, bu bankanın özerkliğine en çok dikkat etmesi gereken insan Başbakan olduğu halde ekonomik krizin ortasında kura müdahale edilmeyeceğini söyleyerek Merkez Bankası'na müdahale edince hak ettiği tepkiyi Başkan'dan aldı. Başkan, Başbakan'a yetkilerinin limitlerini hatırlatmak zorunda kaldı.
3) En son olarak da Almanya'da devletin büyükelçisini herkesin gözü önünde azarlayarak Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza attı. Aklı sıra türbanlıları bir kez daha okşadı.
Açıkçası haddini tamamen aştı, terbiye kurallarını yok saydı.
İşin bir diğer garabet yönü de aynı kalabalıktan kendisine yönelik bir eleştiri gelince Başbakan'ın anında elçi azarlama modundan millet azarlama moduna geçmesi oldu.
İnsanlara "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" dedirtti.
Başbakan'a şimdi de ben hatırlatmak istiyorum. TV'de, milyonların önünde pasaportlarda kullanılacak fotoğraflarla ilgili yazılı genelge varsa değiştireceğinizi söylediniz.
Genelge 1985 yılından beri varmış.
Hodri meydan! Buyurun genelgeyi türban lehine değiştirin!
* * *
Ben, tarihe ilk ve inşallah son elçi azarlayan Başbakan olarak geçecek Recep Tayyip Erdoğan'a padişah olmadığını Dışişleri Bakanlığı'nın hatırlatmasını beyhude yere bekledim. Büyükelçi, onların görevlisidir ve onun onuruna sahip çıkmak, esasında bizzat Dışişleri'nin onuruna sahip çıkmaktır. Ama üzülerek görüyorum ki; başta Dışişleri Bakanı olmak üzere bakanlık yetkilileri de, Başbakan'ı istediğine "urun kellesini" diyebilen padişah, kendilerini de onun sadık memurları olarak görüyorlarmış!
Bu durum Cumhuriyet'in bir vatandaşı olarak beni, Başbakan'ın büyükelçi azarı kadar yaraladı.
Yazık, çok yazık!
Cüneyt Ülsever
Hürriyet - 28 Mayis 2006 14:32
Etik Haber
"AKP yolsuzluk batağına düştü"
RADİKAL - ANKARA - MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural, AKP'nin yolsuzlukla mücadele konusunda samimi olmadığını savundu. Hükümetin yolsuzluk batağına saplandığını ve yolsuzlukla mücadelede acz içinde bulunduğunu ileri süren Vural, şunları söyledi:
"Tayyip Erdoğan, Türk milleti için hiçbir projesi bulunmadığı ve verdiği sözlerin altında kaldığından, geleceği değil geçmişi suçlamaya başlamış, acziyetini ortaya koymuştur. Başbakan ve AKP, iddia edilenin aksine yolsuzlukla mücadele konusunda aciz kalmış ve hatta yolsuzlukların rehberi haline gelmiştir. Bakanları, belediye başkanları, parti yöneticileri hakkındaki iddialar artık her gün medyada yer almakta. AKP, yolsuzluklarla mücadelede samimi değil."
Radikal Gazetesi - 28.02.2006
AKP yolsuzluk sarmalına dolanmış
AKP yolsuzluklarla kahramanca savaşmak sözü vermişti.
Ancak iktidara geldikten sonra, yolsuzluk konusunda kendinden önceki bütün iktidarları fersah fersah geride bıraktı.
Bugüne kadar yolsuzluklara bulaşan partilerin hiçbiri AKP'nin eline su dökemez.
İşlerden fırsat buldukça Anadolu'ya çıkıyoruz. Son zamanlarda hangi ile gitsem o ilin aklı başında, saygın insanlarından şu sözleri duyuyorum:
"Tufan Bey, Hatay'daki Ali Dibo ne ki... Onun on misli, yüz misli var bizim burada."
Oysa seçim kampanyalarında neler söylemişlerdi neler...
Anımsıyorum, Tayyip Bey, meydanlarda nasıl yükseklerden kükrüyordu:
"Bizzzz... Bütün hortumları keseceğizzzz... Yolsuzluklara damardan gireceğiz... Hırsızdan, uğursuzdan hesap soracağızzzz... Bu böyle bilineee..."
Hani nerdeee o efelikler, o afur tafurlar?
Meydanlarda coşkulu nutukların yerini şimdi sessizlik aldı.
* * *
Kiminle konuşsanız, hangi kapıyı aralasanız, her yerden yolsuzluk kokuları yükseliyor.
Ortalıkta binlerce söylenti uçuşuyor.
Seçimden önce bildiğiniz birçok insanı şimdi tanımakta zorlanıyorsunuz. Belli ki hepsinin ensesi kalınlaşmış.
Bilirsiniz, ensesi kalınlaşan adamın sesi de tok çıkar.
Peki AKP yönetimi, bu yolsuzluklara karşı ne yapıyor?
Yolsuzlukları dile getiren dürüst, onurlu milletvekillerini apar topar disiplin kuruluna yollayıp partiden ihraç ediyor.
Suçları, seçim yörelerinde bire bir tanık oldukları olayları gelip partiye anlatmaları.
Kendisini kimse dinlemediği için basına açıklamalar yapmaları.
Partinin ileri sürdüğü ihraç gerekçesi de şu:
"Basın aracılığıyla parti yöneticilerini aşağıladığı, hakaret ettiği ve karaladığı..."
AKP yönetimi bilsin ki yolsuzluklar bugüne kadar pek çok iktidarı boğup çökertti.
Tayyip Bey ve partisinin de sonu aynı olacak.
* * *
Bugüne kadar bu iktidarın yaptıklarını düşünürseniz bu sonuç hiç de şaşırtıcı değil.
Biz gazeteci olarak AKP ile ilgili yolsuzluk iddialarının çetelesini tutamaz olduk.
AKP yöneticileriyle ilgili bütün iddialar boşlukta bırakıldı.
Eğer bir iktidar hesap vermekten köşe bucak kaçarsa o iktidardan bu ülkeye hayır gelmez.
Örnek, dokunulmazlıklar. Binbir bahaneyle dokunulmazlıkların kaldırılmasını sumen altı ediyorlar.
Çünkü hesap vermekten korkuyorlar.
Halbuki bilmiyorlar ki hesap vermekten kurtulmanın olanağı yok.
İktidar dönemleri çabuk geçer. Hesap verme günü eninde sonunda gelir çatar.
Bir iktidar yolsuzlukların üzerine gidip bu pisliklerden kurtulmak yerine gerçeklerden kaçma taktiğiyle yolun sonunu bulamaz.
AKP debelendikçe yolsuzluk sarmalına daha çok dolanıyor.
Tufan TÜRENÇ
Hürriyet Gazetesi - 09 Haziran 2006
|
|
|
|
|
"Yolsuzluk AKP damgalı"
RADİKAL - ANKARA - CHP lideri Deniz Baykal, enerji ihalelerindeki yolsuzlukla ilgili AKP'yi suçladı. Baykal, dün CHP grup toplantısında şunları söyledi:
Cazip buluşmalar: AKP işbaşına geldiğinde, 'Hortumları kestik, damardan gireceğiz' diyordu. Birdenbire Enerji Bakanlığı'nda yolsuzluk ortaya çıktı. Entegre yolsuzluk. Numune. Vitrine koy, incele. Etüt edilecek bir yolsuzluk. Yolsuzlukla mücadelenin de entegre olması gerekir. 'Alnım ak' denilmekle yolsuzlukla mücadele olmaz. Müteahhit yazıhanelerinde ikramlar veriliyor. Cazip buluşmalar oluyor. Bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar orada. Sıcak ve samimi ortam. Karşılıklı davetler yapılıyor, hediyeler veriliyor. Umre bile dağıtmışlar.
"Kaldırın dokunulmazlığı konuşalım"
Tarikat bağı mı var?: Bir bakan, bir müteahhidin yazıhanesine niçin gider? Buna karşı çıkınca çağdaş olmamakla suçlanıyoruz. Bir araya gelip, 'Kimi, nereye atayalım' diye konuşuyorlar. Müteahhit yazıhanesinde tarikat bağı mı var? Cumhurbaşkanı'nın vetosuna rağmen genel müdürlüğe o kişiyi kim getirdi? Arkasında kim var?
Dokunmak şart: AKP'nin vücut dilinden anlayan, işbirliği yapabildiği bürokratlar ortada. Meclis'te transfer başladığında, 'Bunun altında çıkar var' demiştim. Geldiğimiz nokta bu. Başbakan, 'Nereye kadar gidiyorsa üzerine gidilsin' diyor. Bu iş Meclis'e, dokunulmazlığa kadar geliyor. 'Nereye kadar gidilirse gidilsin' diyorsun da kendin için niye demiyorsun? Nereden geldiği, nereye gideceği belli. Kaldırın dokunulmazlığı konuşalım. Ortada AKP'nin öz evladı, üst kadrodan AKP damgalı bir yolsuzluk var. Bu daha buzdağının üstü.
Radikal Gazetesi - 16.02.2005
Kömürde yolsuzluk iddiası
CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, Kütahya'da bazı firmalara kömür satışında yolsuzluk yapıldığını ve TKİ'nin 5.2 milyon YTL zarara uğratıldığını savunarak, AK Parti Kütahya Milletvekili Hüsnü Ordu'nun olayla bağlantısı olduğunu iddia etti.
........
Sabah Gazetesi - 17.11.2006
The wall street'ten AKP ve Erdoğan'la ilgili "ince" yorum!!!
ABD'nin etkili gazetelerinden Wall Street Journal'da yayımlanan başyazıda, AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de kontrolü kaybettikleri yorumu yapıldı. Gazetenin dünkü başyazısında AKP iktidarının yolsuzluğa bulaştığı, Erdoğan'ın ABD ile bozulan ilişkileri bir türlü düzeltemediği, buna karşılık İran ve Suriye'ye yönelik politikasının hem ABD'yi hem de NATO üyesi ülkeleri endişelendirdiği kaydedildi... Yazıda, AKP iktidarının, imam hatipler ve türban konularındaki politikalarının da Türkiye'yi gerdiği değerlendirmesinde bulunuldu.. İşte yazıdan birkaç detay:
Wall Street Journal gazetesinin başyazısında, AKP iktidarı için daha birkaç ay öncesine kadar her şeyin yolunda gittiği, ekonomideki rahatlamanın ve AB yolunda atılan adımların Erdoğan'ı, İslam dünyasında model konumuna getirdiği belirtilerek, şöyle denildi:
"Sonrasında AKP yolsuzluk ve eşe dosta çıkar sağlama skandallarıyla sarsıldı... Bu arada uzun süredir suskun olan PKK, tekrar eylemlerine başladı. Erdoğan, 2003 yılında tezkere nedeniyle bozulan ABD ile ilişkileri düzeltmekte de başarısız oldu. Onun Suriye ve İran'a yönelik politikaları, NATO üyesi ülkelerde bile endişe yarattı...
Bunların dışında Erdoğan Merkez Bankası'nın başına faizsiz bankacılık (İslami finans) sektöründen birine getirmek istedi.. Durumun önüne Claik Cumhurbaşkanı'nın müdahalesi ile geçildi. Bu arada AKP'li belediyeler alkol yasağı getirmeye çalıştılar (İstanbul'da bile). Hükümet, imam hatipler ve türban yasağının gevşetilmesine yönelik adımlar attı.
Erdoğan, her ne kadar batı tarzı bir demokrasiden yana olduğunu söylese de, askerler ve bürokrasi, başından beri AKP'ye güvenmiyorlar...Türkiye de giderek sert bir kamplaşmanın içine doğru sürükleniyor..."
Evet işte özetle Wall Street Journal bunları söylüyor...
Aslında yazı, biraz Erdoğan'ın ABD Başkanı Bush tarafından kabul edilmesi ve de desteklenmesi amacıyla yazılmış gibi (Yani, "Yazık... Adam çıkış yolu arıyor, destekleyelim" mesajı var)...
Öyle veya böyle insan özellikle bazı AKP'lilere şu soruyu sormadan da geçemiyor:
"Hani ABD ile hiç bir sorun yoktu?"
Wall Street Journal
Uyandırma Servisi - 31.05.2006
Savcının sır dolu intiharı
Ardahan Cumhuriyet Savcısı Fikret Sümbül (44) önceki gece kendisine ait silahla intihar etti. Çevresinde sevilen bir kişi olan Sümbül'ün intihar nedeni belirlenemedi. Geçen ağustosta Ardahan'da göreve başlayan Sümbül, Tunceli'nin Ovacık ilçesinde görev yaparken 21 Ekim 2001'de içinde bulunduğu otomobile teröristler saldırıda bulunmuş, olaydan yara almadan kurtulmuştu. 2002'de Van'ın Saray ilçesinde görev yaparken akaryakıt kaçakçılarına yönelik yürüttüğü operasyonlarla dikkati çekmişti. Evli ve 4 çocuk sahibi Sümbül'ün cenazesi Trabzon Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı.
Fakir YILMAZ
Akşam Gazetesi - 29.11.2006
Acaristan'ın üç savcısı
Orman talanı ile suçlanan Acarkent, Beykoz'da görevli savcılarla yakın ilişki kurdu. Bu ilişki iki savcıyı yerinden etti. İddialara göre, Acarkent'in partisinde savcı Cahit Atalay'a 'piyangoyla' araba hediye edildi, Beykoz Başsavcısı Cengir Ertutkun'un oğlu 6 ay İtalya'da dil eğitimine gönderildi ve Savcı Cevdet Ünal'ın oğlu da Acarlar Şirketi'nde işe yerleştirildi.
Orman talanı ile suçlanan Acarkent, Beykoz'da görevli savcılarla yakın ilişki kurdu. Bu ilişki iki savcıyı yerinden etti.
1- SAVCI, ŞİKELİ ÇEKİLİŞTE OTOMOBİL KAZANDI
Acarlar'ın eski çalışanı Ahmet Başer'in Adalet Bakanlığı'na yaptığı ihbara göre, Acarkent'te yılbaşı balosunda düzenlenen piyangoda, Beykoz'da orman suçlarına da bakan savcı Cahit Atalay'a otomobil çıkarıldı. İhbar üzerine Atalay'ın görev yeri değiştirildi. Otomobili halen savcının eşi kullanıyor.
2- BAŞSAVCININ OĞLU İTALYA'YA DİL EĞİTİMİNE GÖNDERİLDİ
Orman Müdürlüğü'nden emekli olup Acarlar'da müdür olan ancak silahlı tehdit iddiasıyla Acar ailesine dava açan Ahmet Başer, Adalet Bakanlığı'na "Acarlar, Beykoz Başsavcısı Cengiz Ertutkun'un oğlunu altı ay İtalya'da okuttu" diye ihbarda bulundu. Ertutkun'un görev yeri değiştirildi.
3- SAVCININ OĞLU ACARLAR ŞİRKETİNDE İŞE YERLEŞTİRİLDİ
Başer'in son iddiasına göre, şimdiki Beykoz Cumhuriyet Savcısı Cevdet Ünal'ın oğlu da Acarlar şirketinde işe sokuldu... Başer, Bakanlığa verdiği dilekçede, Beykoz Adliyesi'nde Acar ailesi aleyhine karar çıkmadığını iddia etti "Takipsizlik kararları incelensin" dedi.
.....
Veli SARIBOĞA, MERKEZ
Sabah Gazetesi - 27 Kasım 2006 Pazartesi
Vali eşofmanla tuvalet açtı
SİNAN KORKMAZER, Nevşehir, DHA
Nevşehir Göreme'de balon turları düzenleyen Anatolia Balloon firmasının yaptırdığı tuvalet, Vali Asım Hacımustafaoğlu tarafından açıldı. Anatolia Balloon firması sahibi Halil Uluer, Göreme Beldesi başta olmak üzere Kapadokya bölgesini gezen turistlerden sık sık tuvaletlerin yetersizliği ve hijyeni konusunda şikâyetler duyduklarını, bu nedenle firma olarak temiz ve modern bir tuvalet yaptırmaya karar verdiklerini belirtti. Vali Hacımustafaoğlu, firma yetkililerine teşekkür ederek tuvaletin kurdelesini kestikten sonra tuvalet ve lavaboları inceledi
Milliyet Gazetesi - 27 Kasım 2006 Pazartesi
|
|
|
|
|
|
Karı-Koca A.Ş.
Sağlık Bakanlığı Müşteşar Yardımcısı'nın eşinin ortak olduğu şirkete hastaneler ihalesiz iş verip tatlı para kazandırıyor
Sağlık Bakanlığı'nın hastanelerdeki bilgi işlem sistemlerinin dışarıdan alınabilmesine yönelik genelgesi, Türkiye'nin son dönemde gördüğü en büyük "tatlı para" operasyonlarından birinin ortaya çıkmasına neden oldu. Genelgenin ardından Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Aydın'ın eşi Sibel Aydın'ın ortak olduğu "Bilbest" şirketine trilyonlarca liralık iş verildiği belgelendi.
Aydın'ların karı-koca karıştığı olay, şöyle gelişti:
Türkiye'de yüzlerce devlet hastanesinin otomasyon sistemini birbiriyle uyumlu hale getirmek, sağlıklı bir veri tabanı oluşturmak ve hastane hizmetlerinin daha seri biçimde sunulabilmesi için 57. Hükümet döneminde Sağlık Bakanlığı bir çalışma başlattı.
Bakanlık, tüm hastanelerin ihtiyaçlarını giderebilecek bir yazılım sistemini merkezde bulunan uzman bir ekiple birlikte geliştirme çalışmalarına start verdi. Önceki hükümeti döneminde oluşturulan yazılım sistemi pilot hastanelerde uygulanmaya başlandı. Ancak AKP'nin iktidara gelmesinin ardından Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın yayınladığı bir genelge ile birlikte bakanlığın tek merkezden yazılım programı hazırlamasına devam edilmeyeceği bildirildi. 10/04/2003 tarih ve 2003/36 sayılı genelge ile bilgisayar hizmetlerinin hastaneler tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda alınacağı açıklandı.
Bunun üzerine 11 hastanede pilot uygulama başlatıldı. Bu süreçte Ankara Eğitim Hastanesi
ve Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi, İstanbul Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi, Kağıthane Devlet Hastanesi ve Trabzon Fatih Devlet Hastanesinin otomasyon sistemi işi Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Aydın'ın eşi Sibel Aydın'ın ortak olduğu Bilbest şirketine verildi. İşin Bilbest'e devri, Bakanlığın 17.3.2006 tarihli resmi yazısıyla onaylandı. Bu yazıyla Bakanlık resmi olarak Bilbest şirketini hizmet veren şirket olarak tanımladı.
Kazancın boyutunu görmek için sadece Ankara Eğitim Hastanesi'ndeki işlemlere bakmak yeterli oluyor. Ankara Eğitim Hastanesi, hastane otomasyonunu yapmak üzere Bilbest şirketini görevlendiriyor. Ancak iş herhangi bir ihaleyle verilmiyor, 'fikir ve sanat eseri' gibi gösterilerek bu işi sadece Bilbest firmasının yapabileceği vurgulanıyor. Böylelikle ihaleye çıkılması halinde dışarıdan ihaleye girebilecek büyük şirketlerin işi alması önlenmiş oluyor.
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin otomasyon işini Sabahattin Aydın'ın eşinin şirketi Bilbest'e verildiğine dair hakediş raporu, üstte yer alıyor. Buna göre 14/10/2004 tarihinde yapılan sözleşmeyle, hastanenin otomasyonu için geliştirilecek yazılım Bilbest Bilişim Sağlık Eğitim Dış Tic. Şirketine veriliyor. Hakediş raporunda sözleşme bedeli olarak 213 milyar 290 milyon lira görülüyor (213 bin YTL). Sözleşme, Başhekim Ali Pekcan Demiröz tarafından 31.12.2004 tarihinde onaylanıyor. Bunun ardından Bilbest'e ödemeler başlıyor. 98 milyar 58 milyon liralık (raporda TL, 98 bin YTL) liralık ilk ödemenin karşılığında, hakediş raporunun tasdik edildiği 31.12.2004 tarihinde Bilbest'ten Ankara Eğitim Hastanesi'ne fatura kesiliyor. Hakediş raporları birbirini izliyor ve her ay bu hastanenin bütçesinden 100 milyar liralık bakım ödemesi Bilbest'e yapılıyor. Böylelikle Bilbest'e 2004 yılı Aralık ayından bu yana 1 trilyon liranın üzerinde ödeme yapılmış oluyor. Hastane otomasyonunu fikir ve sanat eseri sayan uygulama, Ankara Atatürk Hastanesi'nin otomasyonunda da yapılıyor. Diğer hastaneler de dikkate alındığında elde edilen gelirin boyutu trilyonları buluyor.
Ayrıca otomasyon hizmeti veren bir diğer şirket 4T'nin adı, Vatan Gazetesi'nin 29 Nisan 2004 tarihli sayısının manşetinde duyulmuştu. Şirketin ortakları arasında İstanbul Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Adem Doğruyol yer alıyordu. Bu firmanın, Doğruyol'un başında bulunduğu hastanelerin açtığı bilişim ihalelerine girdiği ifade edilmişti.
Bakanlık resmi yazı ile doğruladı
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü adına Doç. Dr. Osman Güler imzasıyla, Ankara, İstanbul, Trabzon, Kocaeli ve Bursa Valilikleri'ne gönderilen 17/3/2006 tarihli ve 5194 sayılı "acele" ve "günlü" yazıda, şu ifadelere yer veriliyor: "Hastanelerimizin kesmiş oldukları faturaların doğruluğunun elektronik olarak kontrol edilmesi ve yapılacak merkezi istatistik çalışmalarına kaynaklık edecek veri ambarının oluşması amacıyla bakanlığımız bünyesinde kurulmakta olan fatura bilgi sisteminin ilk aşaması olan pilot çalışmalarının gerçekleştirilmesi için belirlenen ve ekli listede yer alan hastanelerin her ay kesmiş oldukları faturaları en geç takip eden ayın ilk 10 günü içinde fatura bilgi sistemine internet üzerinden elektronik olarak göndermeleri gerekmektedir...
Hastanelerimizin hastane bilgi yönetim sistemi yazılımlarını temin ettikleri veya bakım anlaşmasıyla destek aldıkları firmalarla irtibata geçerek teknik destek için gerekli iletişim bilgilerini bu firmalara vermeleri ve mevcut sistemlerinden veri gönderebilecek düzenlemeleri en kısa sürede tamamlayarak Mart ayı içinde kesilen faturaları en geç 10 Nisan 2006 tarihine kadar sisteme göndermeleri hususunda gereğini rica ederim." Doç. Dr. Osman Güler Bakan adına Genel Müdür Vekili
'İz kaybettirme' operasyonu
Bilbest şirketinin ve Sibel Aydın'ın bu şirkete ortaklığının hikayesi oldukça ilginç. 29.03.2002 tarihinde İstanbul'da kurulan şirketin yönetim kurulu üyesi olan Sibel Aydın, eşinin müsteşar yardımcısı olması üzerine önce yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldı. Şirket 20.07.2004 tarihinde Ankara'da kuruldu. 04-08-2004 tarihinde ise İstanbul kayıtlarından çıktı. Aydın, Ankara'da kurulan yeni şirkette yüzde 25 hissedar görünüyor. Bilbest'in İstanbul'dan Ankara'ya taşınması ve Sibel Aydın'ın şirket İstanbul'dayken yönetim kurulu üyeliğinden ayrılması, "iz kaybettirme operasyonu" olarak niteleniyor.
Sabahattin Aydın kimdir?
1959 yılında Bolu-Göynük'te doğdu. İlk öğrenimini İstanbul'da, Şair Nedim İlkokulu'nda, Orta öğrenimini Özel Darüşşafaka Lisesi'nde yaptı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden 1985 yılında mezun oldu. 1985-1987 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı Gümüşhane Sağlık Eğitim Merkezi'nde pratisyen hekim olarak görev yaptı. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı'nda uzmanlık eğitimini tamamlayarak, 1992 yılında üroloji uzmanı oldu. 1992-1994 Yıllarında Sakarya, Geyve Devlet Hastanesi'nde uzman doktor olarak çalıştı. 1994 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandı. 1996 yılında doçent, 2003 yılında profesör oldu. Başhekim Yardımcılığı, Ana Bilim Dalı Başkanlığı, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ayrıca 1998 yılında başladığı doktora çalışmalarını tamamlayarak 2003 yılında klinik mikrobiyoloji dalında bilim doktoru unvanı aldı. 2001-2002 yıllarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü görevinde bulundu. Şu anda Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı.
Haber: Açıl Sezen
Vatan Gazetesi - 27.03.2006
Yolsuzluğu ihbar eden AKP'li
ihraç ediliyor
CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, yolsuzlukları ihbar eden milletvekillerinin, başkanların, AKP'den diskalifiye edildiğini öne sürdü.
AKP'nin, "AKİM" diye bir merkez oluşturduğunu, teşkilatlardan genelgeyle, ilçedeki sorunların iletilmesinin istendiğini belirten Durgun, Tüfekçi'nin de bunun üzerine sorunlara ilişkin yazı gönderdiğini söyledi.
Durgun, daha sonra Tüfekçi'nin görevden el çektirildiğini, kongrede aday olmasının engellendiğini
iddia ederek, "Başbakan, böyle bir sistem kurarak hem yolsuzlukların üzerine gidiyormuş gibi yapıp, hem de iddiaları ortaya atanları diskalifiye ediyor. Yolsuzlukları ihbar eden milletvekili, başkan düzeyinde de olsa, AKP'de yer bulamıyor, diskalifiye ediliyor" diye konuştu.
.....
ANKARA (A.A)
Hürriyet Gazetesi - 29 Kasım 2006
|
|